Üsküdar’dan çıktım yola,vardım Şiraz’a… Fatma, Mahmure, Muhammmed Emin, Hüseyin gibi daha birçok isimleriyle tanıştığımız çocuklar bizim isimlerimizi de sorarak bir kağıda not aldı.
Geldim, gördüm, yazdım..
Üsküdar’dan çıktım yola,vardım Şiraz’a… Fatma, Mahmure, Muhammmed Emin, Hüseyin gibi daha birçok isimleriyle tanıştığımız çocuklar bizim isimlerimizi de sorarak bir kağıda not aldı.Nasıl bizde bir İslam coğrafyası özlemi varsa onlarda da bir Türkiye-İstanbul hayali vardı. Şiraz Fars eyaletinin başkenti. Şehre girişte içerisinde Kuran bulunan odaların olduğu bir anıt kapıdan giriliyor. Bu kapı ödüllü bir kapı.. Sofistike bir ruh ve yumuşak bir havayla karşılaştığımız şehrin merkezinde bir kale bulunmakta. Kerim Han Kalesi Zend hanedanından Kerim Han tarafından yaptırılmış 125 yıllık bir geçmişi var. Dört hurçlu kalenin bir tarafı eğik, tuğladan yapılmış, çölün kumlarını sıva, harç yapımında kullanmış olsalar gerek kale ve binaların duvarları sarı renkte. Kalenin ilerisinde bulunan Vekil Camii içerisinde büyükçe bir havuz var, onix mermerini yan duvarlarda bolca kullanmışlar. Vekil Camii girişinde Kerim Han’ın Divle Savaşı’nı gösteren büyükçe bir minyatür var. Caminin içerisi de mihrap renkli çiçek desenleriyle süslenmiş ufaklı büyüklü çinilerle kaplanmış. Caminin içinde medrese odaları var, yan tarafında hamam ve çarşısı mevcut. Çarşıda eşarplar, ipek halılar, baharatçılar, bakırcılar cıvıl cıvıl. Pazarın içerisine girerken solda Saray-ı Meşhir denilen bir zamanların kervanlarının uğrağı olan kervansaray şimdilerde kafe olarak kullanılıyor. Kapalı çarşılarında ise yok yok. H planlı çarşısı labirent gibi, kaybolsanızda aynı noktaya çıkıyorsunuz.
Demir kepenkli, ahşap cumbaların, balkonların bulunduğu sokaklar bize eski İstanbul sokaklarını hatırlattı. Şiraz portakal ağacı çiçeği, hanımeli kokularının bolca olduğu, dut ağaçları, menekşeler şırıl şırıl bakımlı havuzlar göz alıyor. Sadi’nin şehri Şiraz. Hayal edebileceğiniz kadar güzel, güller, bülbül sesleri ve şiirlerin türbelerde okutulduğu bu kent yeşillikler içinde adeta bir masal şehri gibi… Kale ve türbenin civarlarında dondurma ya da falude denen limon kokulu kadayıflı soğuk içecekleri var. Turşu dükkanları da dondurmacılarla yan yana! Galata sokaklarını hatırlatan bu şehirde tarih olduğu gibi yaşıyor; bir sokağın serin köşesine çekilip saatlerce portakal çiçeği kokuları içinde kitap okuyabilir, saatlerce oturabilirsiniz. İranlılar kendi hallerinde fakat prensiplerine sıkı sıkıya bağlı insanlar, onların eşyalarına dokunmadığınız müddetçe sizi rahatsız etmiyorlar, bakıp geçiyorlar, ya katı kuralları katı var ya da yok! Kurallarına sıkı sıkıya bağlı olmaları onların dejenere olmamalarına sebep olmuş. Çador denilen çarşaf cinsi uzun, siyah bol elbiseleri giymeden turist hanımlara namaz kıldırmıyorlar, kollarıma dolansa da giymek zorunda kaldım. Kadınlar güler yüzlü ve neşeli, sokakta yürüyen insanlar mutlular ve aceleci değiller.. Siyah çarşaflı kadın caminin girişinde “Turist misiniz?” diye sorduktan sonra Çador’u giydirdi; imamın sesi oldukça etkileyiciydi, dualarını uzun uzun eden Şiiler eğitime ve Kuran okutmaya oldukça önem veriyor.
Burada hayatla şiir iç içe geçmiş, mecnun gül olmuş, gül yaprak, otlar ağaca dayanmış, serçe dallara, dallar çiçeklere yaslanmış.. Sadi, Nesimi, Ömer Hayyam, Mevlana, Firdevsi gibi büyük şair ve filozoflar buradan çıkmış. Hafızın türbesinde güvercinin niyetçiden çektiği küçük zarflarla size niyet bakılıyor, Farsça olan bu eski gelenek hala devam ediyor, İstanbul sokaklarında 1970’lerde geziyorsunuz sanki.. Sadi Bostan ve Gülistan’ı burada yazıyor. Sadi’nin türbesinde müzik eşliğinde şiirler okunuyor, mistik ve mis kokulu bir hava var burada da..
İSFAHAN
İsfahan şehri dünyanın en eski ticaret merkezlerinin bulunduğu, yeşilin ve havuzların, bol olduğu işçiliğin zirve yaptığı bir yer. Birleşmiş Milletler Dünya Koruma listesinde yer alıyor. Zagros dağı eteklerinde kurulu şehrin içinden Zayendeh Nehri geçiyor. 10 km uzunluğunda olan nehir üzerinden karşı tarafa birkaç kemerli köprüyle geçiliyor, gündüz kenarlarında piknik yapılan nehrin gece görüntüsü de ayrı güzel.. Nehrin etrafı çok temiz ve bakımlı. Araba modelleri oldukça eski. 1970-80’den kalma arabaların sağları solları çizik olmasına rağmen trafik devam ediyor. En fazla on katlı binaların bulunduğu şehirde binalar 5-8 katlı, gökyüzünü yolda yürürken gayet rahatça görebiliyorsunuz. İran’a giderken Farsça dil bilginizi biraz gözden geçirmeniz oradaki halkla anlaşabilmeniz açısından yeterli oluyor. Şöyle ki yek, du, şe, çarç, peç, şiş 1,2,3,4,5,6 demek .. Şiş kebap denince 6’lı et tabağı geliyor. Bi ferme buyurun, in burada, inçe orada, acem yabancı demek…
NAKŞ-I CİHAN –İSFAHAN
Ayrı bir dünya gibi uzunca bir avlunun etrafına dizilmiş olan çarşı oldukça zengin işçiliğe sahip çarşı ve camileri içine almış. Cuma ya da İmam Camii, Şeyh Lutfullah Camii çarşının içinde yer alıyor. Avlusunda, havuz kenarında ahşap işçilikli üzerinde Humeyni’nin portreleri olan bir köşk mevcut. Avludaki fıskiyeli havuzun etrafı yeşillikli.. Şeyh Lutfullah Camii ve İmam Camii’nin kubbeleri, giriş kapıları, içerideki tonozlu geçişlerin hepsi bitki ve dualarla yazılı çini panolarla mütemadiyen süslenmiş. Nakşi Cihan Çarşısı’nda çeşitli minyatürler, kuşçular, bakır dövmeciler, kumaşçılar, dericiler, seramikçiler, şekerciler, halıcılar vs var.
CHEL SÜTUN SARAYI
Büyük bir bahçenin içerisinde yer alan sarayın önünde büyükçe bir havuz yer almakta. Sarayın 20 sütunu havuza aksederek 40 sütunu oluşturduğundan 40 sütunlu saray olarak anılmış, gerçekten de bu şekilde. Sarayın ahşap işçiliklerinin yanı sıra içerisinde tavanlarında Şah İsmail’in Yavuz Sultan Selim ile olan savaşlarını, Çaldıran Savaşı’nı ve günlük yaşayışı gösteren çeşitli minyatürler mevcut.. Minyatürlerin renkleri oldukça canlı kalabilmiş. Diğer gezdiğimiz köşklerin bahçesinde bir büyük havuzun etrafında sağlı sollu birçok altıgen, dörtgen havuzlarla donatılmış.
PERSAPOLİS ŞEHRİ
Taht-ı Cemşıd diye adlandırılan Persapolis şehri mimari düzeniyle, anıt heykelleriyle gerçekten büyüleyici bir komplex. Unesco Dünya Mirası’nda yer alıyor.Büyük İskender in savaşlarından sonra şehrin büyük bir kısmı yıkılsa da önemli bir kısmı ayakta kalabilmiş. Teknik gezimiz hoş kokulu ve şiirlerle hatırlanmak üzere hafızalarımızda yer etti. Bozulmayan, kendini koruyabilen şehirler inşa etmek ve geleceğe kendi kültürel mirasımızı taşıyabilmek mimar ve mühendis olarak öncelikli unsurlarımız arasında kalmalı. Şehir içerisinde yaşayan insan kendine dinlenecek köşeler bulabilmeli, yap-boz düşüncesiyle değil de kenti koruyarak nasıl en güzeli ve doğruyu bulabilirim fikriyle plan ve projeler yapılmalı.