Kervanların İpek Yolu

Ortadoğu’nun incisi bir zamanlar ipek yolu ticaretinin yol güzergâhı olan bu şehirler, şimdi turistik bir cazibe merkezi halinde. Özbekistan’ın başkenti Taşkent 2.7 milyon nüfusa sahip ve 447.400 km2. toprağı var. Özbekler, Gıyaseddin Muhammed Özbek tarafından bu adı alarak...

TAŞKENT-BUHARA-SEMERKAND

Ortadoğu’nun incisi bir zamanlar ipek yolu ticaretinin yol güzergâhı olan bu şehirler, şimdi turistik bir cazibe merkezi halinde. Özbekistan’ın başkenti Taşkent 2.7 milyon nüfusa sahip ve 447.400 km2. toprağı var. Özbekler, Gıyaseddin Muhammed Özbek tarafından bu adı alarak, Timur’un imparatorluğu döneminde önemli eserler meydana getirmişler. 1924’de Orta Asya ve Kazakistan’da sınırları yeniden belirlenerek paylaşılmış ve Sovyetler Birliğinin 1989 da başlayan yenilik hareketlerinden sonra Özbekistan 1991’de bağımsızlığını ilan etmiş.

TAŞKENT

Başkent Taşkent 2000 yıllık bir geçmişe sahip olan bir şehir. Taştan yapılma manasına gelen bu kente Türkler Binkent de demişlerdir. Şehir Avrupa ve Akdeniz’e giden kervanların kavşak noktasında olduğu için her zaman önemini korumuştur.714 yılında İslamla şereflenmesi Maveraünnehire Kuteybe ibn Müslim’in seferiyle olmuştur. Timur göçebe yaşayan Türk boylarını yerleşik bir hale getirerek Maveraünnehir’e yerleştirmiş. Yollar ve kanallar yaparak İpek Yolunun üzerindeki şehirleri birbirine bağlamıştır. Tüzikat-ı Timur adıyla çıkardığı kanunlar Çağatayca yazılmış daha sonra Farsça ve Avrupa dillerine çevrilmiştir.Yanına alimleri alarak yaptığı seferlerde İslamı Türkistan coğrafyasına yaymıştır.Efsane hükümdar Timur’un şehri fethinden sonra kültürel dokusunda gelişmeler olmuş.Timur’un ölümünden sonra oğlu Uluğbey kültürel anıtlar,medreseler yaptırmıştır.

Taşkent’te Timur’un adı verilen Emir Timur Müzesini gezdik. Müzedeki çeşitli savaş aletleri duvarlara rengarenk yapılmış dev minyatürler oldukça ilgi çekiciydi. Uluğbey öneminden kalma astronomi aletlerini de bu müzede görme şansımız oldu. Ali Şir Nevai ve Timur’un anıtları Taşkent’te yer alıyor. Kukeltaş medresesi kümbetleriyle göz alıyor. Bağımsızlık Meydanı ve Halklar Dostluğu Parkı oldukça yeşil ve bizdekiler kıyasla oldukça büyük. Cuma Camii 1788 yılında yapılmış ve içinde 213 tane kolon bulunan taş bir camii.

Kuş seslerinin cıvıltıları ve rehberimizin önderliğinde bu geniş mekânlarda hızla ilerliyoruz. Akıncıların Balkanlardaki fetihleri gibi biz de ilerliyor, Özbekistan’ı fethediyorduk. Mistik bir duyguyla yürüyor, yolunca ikram edilen bol soğan ve etli Samsa böreğinden yiyerek, kara(siyah) çayımıza içip yola revan olduk. İkinci varış noktamız Buhara idi.

BUHARA

Hadis âlimlerinin en büyüklerinden olan İmam Buhara (Ebu Abdullah) şehre adını vermiştir. İslam dininin en kıymetli ikinci kitabı olan Buhari-i Şerif’i 870’de burada yazmış ve ölümsüz bir eser bırakmış. Emir Külal ve Şah-ı Nakşibend  türbeleri oldukça etkileyici. Buhara’nın en eski yerleşim merkezi olan Ark diye adlandırılan iç kale Recistan Meydanının karşısında... Saray, hazine, camii gibi binaları içine alan kale bir zamanlar 300 kişinin yaşadığı bir yerdi. Ark Kalesin’de Şeybani Hanedanlığı döneminde Buhara Emiri ailesiyle yaşamış. Turistler tahtta kral ve kraliçe kostümü giyerek fotoğraflar çektiriyorlar. Ark Kalesi Rus savaşından sonra biraz yıkık dökük bir halde.

Kentin önemli sembollerinden biri de Kalan Minare. 12. yüzyılda inşa edilen bu minare kervanlara yol gösteriyor, 48 metre uzunluğa sahip. Kalan camii minarenin hemen yanında yer alıyor. Avlusu oldukça büyük fakat kullanılmıyor. Caminin girişindeki ahşap işçilik göz kamaştırıcı.

İbn-i Sina ilk eğitimini Buhara’da alıyor. 19.yüzyılda burada 100 civarında medrese bulunmakta imiş.

Kentin en eski yapısı ise 1000 yıllık İsmail Samani Türbesi. Sadece toprak ve tuğla kullanılarak inşa edilmiş ve sanat tarihi kitaplarında kaynak olarak kullanılıyor.

İmam Buhari Külliyesi:

İslam tarihinin en güzel eserlerinden. İran’dan getirilen onix mermeri  üzerine işlenen çini ve hat süslemeleri, avlunun etrafını saran onlarca sütundaki ağaç oymacılığı ve kadimi üslupta işlenen ağaç oymacılığı bizi, yapan ustaya hayran bıraktırıyor. Asırlık çınar ağaçları bahçede yer alıyor… Fotoğraf makinemizle resimlerini bolca kayıt ediyoruz. Çeşitli ülkelerden gelen Kur’ân-ı Kerimler bu müzede sergileniyor. “Kutlu bir rüya; Yol gösteren bir nasihat, Yüksek bir hafıza; ve Peygamber Efendimizin hadislerine dayanmış bir ömür… İmam Buhara’nın kitabının felsefesi olmuş. Külliyede aynı anda 1500 kişi namaz kılabiliyor. Abdulhalik Gucduvani ve Ubeydullah Ahrar ile Şah-ı Zinde’yi de ziyaret ederek yola koyuluyoruz.

Ne yazık ki; duyulmayan ezan sesleri, duyulan çan sesleri bazı kültürlerin buraya yerleşip egemen olduğunu gösteriyor. Etrafın sessizliği insanı büyülüyor. Turkuaz renkli, rengarenk çini süslemeli minarelerin, duvarların, sütunların, kadife elbiseli hanımların, takkeli beylerin, bağırmayan seyyar satıcıların, 1400 yıllık tarihin içersinde bir gezen kul olduğumu anlıyor, sükutla onları izliyorum. Vakit olsa da saatlerce kalıp burada onları izlesem diye geçiyor içimden.

Sükut, tefekkür, minareler, gökyüzü, ipek suzani şallar, samsa börek, ekmekler, avlulu evler, küçük nehirler, toprak yollar, kalpaklar, türbelerde okunan Kur’ânlar, yine eski Türkçe kelimeler, eski âdetler, 51. Mektep, 52. Mektep yazan okula giden formalı minik yavrular, güler yüzlü insanlar bize Özbekistan’ı tanımlıyor. Yolda giden at arabalarının sesleri, araba uğultularıyla karışıyor.

Muhlise, Gül, Gülşen, Bahadır, Behram, Mustafa, Gülsanem isimleri yaygın… Bir dolar karşılığında 8000 so’m alıyor, çantamıza parları sığdıramıyoruz. Özbekler sıfırları bol so’mları hala kullanıyorlar. Güzellik salonu, göz allık salonu, yiyecek satılan yer avokat, erkek arkak, kadın ayol diye adlandırılıyor.

SEMERKAND

Zerefşan Nehri’nin kıyısından güneye doğru ilerliyoruz. Sağımız ve solumuzdaki ayçiçeği, pamuk, havuç tarlaları yol boyunca metrelerce devam ediyor. Evler birbirine birleşik ve tek katlı, iç avlulu. Dış kapıdan açılan kapıyla dışarıyla olan bağlantı kuruluyor. İç bahçede çeşitli güller, reyhanlar, elma, erik ağaçları ekili. Bahçenin girişinde ya da etrafında mutlaka asma üzüm dalları göze çarpıyor.

Semerkand, diğer şehirlere oranla biraz daha modernleşmiş. Yollardaki araba modelleri ciplere dönüşüyor. Sıcak atmosferde doğunun incisi Özbekistan’ın ikinci büyük şehri olan Semerkand MÖ. 329’da Büyük İskender tarafından feth edilmiş. Arapların, Samanilerin, Harzemşahların yönetimine girdikten sonra 1220’de Moğol istilasıyla yıkılıp harap olmuş. 14. yüzyılda Timur’un imparatorluğu döneminde en görkemli dönemini yaşamış.

RECİSTAN MEYDANI

Recistan Meydanı Timur döneminin önemli eserlerinden. Meydanın etrafında üç ayrı medrese yer alıyor. Çini işlemeli Taç Kapısının sağında ve solunda firuze renkli yıldız, kare, üçgen, çiçek motifleriyle bezeli süslemeler yer almakta. Tilla Karive Şirdar Medresesi de Recistan meydanının güneyinde. Buhara ve Recistan Meydanı Unesconun Kültürel Mirası listesinde yer alıyor. Şu anda medrese odalarında ufak tefek hediyelik eşyalar satılıyor. Bakır oymaları, dokumalar, ahşap, seramik süs eşyaları var.

Timur eşi adına Bibi Hanım Camiini yaptırıyor. 25 metre yükseklikteki taş kapısı iki yanında mavi renkli çinilerle kaplı sütunlar büyük bir ihtişamla göğe doğru yükseliyor. Timur Gür-i Mir türbesinde oğlu ve hocasının mezarıyla aynı yerde, yerden yüksekte mermerlerin üzerinde siyah bir mezarda yatıyor. Yivli kubbe 37 metre yükseklikte. Türbenin iç kısmındaki altın ve çini işlemeleri, duvarda yazılı dualar oldukça etkileyici… Timur’un hanedanı için yapılan Şah Zinde türbesinde;  yan yana inşa edilen Türbeler Kompleksinde; Hazreti Hüseyin’in sütkardeşi, Hazreti Abbas’ın oğlu Kusem bin Abbas yer alıyor.

Uluğbey Rasathanesi 15. yüzyılda ilk yerleşim yeri olan Afrosiab tepesinde  yer alıyor. Yaşadığı döneme göre çok ileri düzeyde tespitler yapılmış. Uluğ Bey’in 1018 burcun yerini tespit ederek, güneş yılını da birkaç saniye farkla tespit etmiş. Işığın kırılma noktalarının tespit ediyor. Siyab Bazaar’daki badem, üzüm, fıstık alışverişimizden sonra rehberimiz önderliğinde dönüş yoluna geçiyoruz.

Ahmet Haşim’in Yollar şiirinde dediği gibi:

YOLLAR

Bir lamba hüzniyle,

Kısıldı altın ufuklarda akşamın güneşi,

Söndü güllerde aks-i girve-veşi,

Gecenin avdet-i sukuniyle.

Ki gider kimsesiz tehi ebedi

Hep birer hatt-ı pür sukt oldu

Akşamın sine-i gubarında.

Hangi bir belde-i hayale gider;

Böyle sessiz ve kimsesiz şimdi.

Yeni ufuklar, yeni çağrışımları ve bereketi getirir. Meydanlarımızın da olacağı ümidiyle birçok meydanın yer aldığı Özbekistan ipek diyarı bizim için güzel bir örnek oldu. İki ve tek katlı iç avlulu sıra evler, pamuk tarlalarıyla çevrili bahçeler gün ışığında insanla yoğruldu. Yeni projelerimizde yeşile, yatay yapılaşmaya, mahalle kültürüne duvar süslemesine, meydan oluşturmaya gayret ederek Türki Cumhuriyetlerin yine önderi olacağımıza inanıyor ve cesaretle bilim adamlarımızı da yanımıza alarak ilerliyoruz.

Yahşi kalın!..